masivadan fari^^

Zihnimiz ve kalbimiz binbir parçaya bölündü. Her tarafa yetişmeye çalışıyoruz. Yorgunuz, asabiyiz ve gerginiz. Hayatın gürültüsünden birbirimizi göremiyoruz. Bağırıyor ama sesimizi duyuramıyoruz. Gürültü var; bağıranların sesini duyamıyoruz.

Bakmalı, görmeli ve seyretmeliyiz…
Seyrimizi not etmeliyiz…
Vakit daraldı çünkü ve sözler birikti.
Vakit daraldı ve söyleneceklerin çoğu henüz söylenmedi.

Durup dinlemeliyiz,
Durup dinlenmeliyiz,
Durup düşünmeliyiz,
Ama durmalıyız önce.
Durmalı, durulmalı, durulanmalıyız.
Ve içimize doğru bir yolculuğa çıkmalıyız.
Yola çıkmalı, yolda olmalı ve yol almalıyız.
Yolu bulmalı, yol olmalıyız.

Ne demişti şair:
“En uzun yoldur, insanın içi”

SEYİR DEFTERİ
Herkes İÇİNE baksın

icindekisenler:

/ İsmet Özel /

icindekisenler:


/ İsmet Özel /

(Kaynak: demekistedigiim, ntkklp gönderdi)

Eveeeeet! Sonunda beklediğim çeviri ulaştı. Bakın bu dizeler VİKTOR HUGO’nun hz. Muhammed için yazdığı dizeler. Kulak verelim.

L’AN NEUF DE L’HEGIRE (HİCRİ DOKUZUNCU SENE)MAHOMET
HZ.MUHAMMED

Vazifesinin yakın olduğu içine doğmuştu
Metindi, kimseyi kınamıyor, incitmiyordu
Yolda gördüğü kimselerle selamlaşıyordu
Her gün sanki biraz daha yaşlanıyordu
Oysa sadece yirmi ak vardı siyah sakalında
Durup su içen develeri izliyordu arada sırada
Böylece, deve güttüğü zamanları hatırlıyordu.
Sanki Cenneti görmüş, İlahi Aşkı bulmuştu
Sanki kâinatın yaratılışına şahit olmuştu
Alnı dik, yanakları kusursuz, benzersizdi
Kaşları ince, bakışları anlamlı ve keskindi
Boynu, gümüş bir testinin boğazıydı sanki.
Tufanın sırlarını bilen Nuh’un havası vardı.
Ona danışmaya gelenlere, adil davranırdı
Kimi itiraf eder, kimi güler ve inkâr ederdi
Sessizce dinler, en son konuşurdu kendisi
Ağzından dua ve zikir hiç eksik olmazdı
Çok az yer, karnının üzerine taş koyardı.
Boş durmaz, koyunlarını sağıp oyalanırdı
Oturur yere, elbiselerini kendi yapardı
Artık genç değildi, eski gücü de kalmamıştı
Yine de, herkesten daha fazla oruç tutardı
Altmış üç yaşında, bir ateş sardı vücudunu
Kutsal Kitap Kur’an’ı bir kez daha okudu
Sonra, sancağı, Said’in oğluna teslim etti.
Onlara: “Artık aranızdan ayrılma vakti geldi
Allah birdir, hep onun yolunda savaş” dedi.
Mahzundu, bakışlarında, yurdundan zoraki
Sürülen yaşlı bir kartalın hüznü vardı sanki
Yine, her günkü vaktinde mescide geldi,
Ali’ye tabi olanlar da arkasından geliyordu
Ve, kutsal sancak rüzgarda dalgalanıyordu.
Benzi soluktu, döndü ve kalabalığa seslendi
“Ey insanlar, ömür bitiyor, hayat gelip geçici
Biz, karanlıkta birer zerreyiz, yüce olan O’dur
Ey insanlar, O’ndan başka rehberim yoktur
Onsuz bir değerim olmazdı.”
Bir zat ona : “Ey müminlerin gerçek Sultanı!
Seni dinler dinlemez, herkes inandı sözüne
Sen doğduğunda, bir yıldız doğdu gökyüzüne
Kisra sarayının üç kulesi birden devrildi” dedi.
O da: “Melekler ölümümü müzakere etti;
Vakit tamam, dinleyin! Eğer herhangi birinize
Bir kötülük yaptıysam, çıksın herkesin önünde
Ben ölmeden, gelsin intikamını alsın şimdi;
Kime vurmuşsam, o da bana vursun” dedi.
Ve uzattı usulca asasını oradan geçenlere.
Yaşlı bir kadın, bir koyunu kırpıyordu eşikte
Ona: “Tanrı yardımcın olsun!” diye seslendi.
Bakışlarında bir hüzün vardı, oldukça bitkindi
Dalgındı; birden, şöyle dedi: “Herkes duysun!
Allah benim adımı andı! Bundan emin olun
Topraktan insan, nurdan bir peygamberim
İsa’nın getirdiği dini tamamlamaya geldim.
Ashabım, ben sabır taşıyım, İsa tatlı dilliydi.
Zira her şafak, doğacak güneşin müjdecisi
İsa benden önce, ama ne Tanrıdır ne de oğlu
O, gülü koklayan Bakire Meryem’den doğdu.
Unutmayın, ben de etten kemikten bir faniyim
Kuruyan bir balçıktan başka bir şey değilim;
Şu dünyada başıma gelmeyen şey kalmadı;
Çektiğim çilelere, yol olsa, dayanmazdı
Baskı ve işkenceden, şu bedenim çok çekti;
Ve eğer işlediğimiz her bir günahın bedeli
Korkunç bir haşere olsaydı, o karanlık mezarı
Bize dar eder, cehenneme çevirirdi orayı.
Tekrar tekrar bedenlenir cehennem ehli
Ve kurtlar yeniden kemirir tüm bedenlerini
Böylece, defalarca tükenir ve yeniden dirilir
Cezalarını çekince de, yeniden huzura erişir.
Ben, kutsal savaşların mütevazı meydanıyım
Bazen bir efendi bazen de bir köle gibiyim
Kelamım, tıpkı çöldeki kum ve kuyular gibidir
Bir sözüm korkutuyorsa, bir diğeri müjdecidir;
Ey inananlar! Çektiklerimi görüyorsunuz işte!
Karşıma alıp, insanı aldatıp yeniden delalete
Sürüklemek isteyen o dehşet saçan iblisleri
Engellemeye çalıştım, bağladım o pis ellerini
Çoğu zaman, Yakup gibi, karanlıklar içinde
Çarpıştım durdum, görmediğim kimselerle;
Fakat insanlar beni özellikle öldürmek istedi
Bana karşı sürekli kin ve kıskançlık besledi
Ben ise, asla, Hak davamdan vazgeçmedim
Onlarla savaştım, ama kimseden incinmedim
Savaş boyunca: “Bırakın yapsınlar!” diyordum
Kanlar içinde tek yaralı ben olayım istiyordum
Varsın hepsi vursun bana, zaten durmazlar ki
Zira sağ ellerine Ayı, sol ellerine Güneşi
Versem de, düşmanlarım vazgeçmezdi asla
Yine de saldırırlardı bana şu çileli yolculukta
Fakat ne olursa olsun geri adım atmadım
Zira bu kutsal dava uğruna tam kırk yıl savaştım
İşte, böyle geçen bir ömrü nihayet tamamladım
Şimdi Allah’a gidiyorum, dünyayı geride bıraktım.
Greklerin Hermès’i, Yahudilerin de Lévi’ yi
Desteklediği gibi siz de hiç bırakmadınız beni
Çektiğiniz bu sıkıntılar, mutlaka son bulacak
Bu soğuk, ıssız geceye elbet Güneş doğacak
Müminler, asla ümidinizi kesmeyin O’ndan
Zira Kronnega dağlarını aslan yuvası yapan,
Denizleri incilerle, karanlıkları da yıldızlarla
Donatan Allah, elbet sizleri de koymaz darda.
Sonra: “O’na inanıp teslim olun ” diye ekledi
İnanmayan, ancak, inkâr da etmeyenlerin yeri
Cennet ile cehennemi ayıran duvarın üzeri
Kararmıştır kalpleri, günah işlemek tek işleri;
Hiç kimse tamamen günahsız değildir belki
Ama çabalayın ki, Allah cezalandırmasın sizi
Namaz kılın, bütün azalarınız değsin yere
Zira o dayanılmaz cehennem ateşi, sadece
O’nun için yere kapanmayan bedenleri yakar
O, kapkaranlık dünyayı, masmavi gökle açar;
Misafiri sevin, dürüst olun, adaletle hükmedin
Yüce katında türlü türlü nimetler var sizin için
Yedi göğü geçmek için altın eğerli atlar,
Ve yıldırımları geride bırakan hızlı arabalar
Huriler, tertemiz, hep ter ü taze ve neşeli
İncilerden yapılmış köşklerde oturur her biri
Cehennem ateş ehlini bekler, vay hallerine!
Ateşten ayakkabıları olacak ve giydiklerinde,
Sıcaklıkları kazan gibi beyinlerini kaynatacak
Cennet ehli ise, pek neşeli ve gururlu olacak.”
Biraz durdu, hep ümitli olmalarını öğütledi
Sonra, ağır adımlarla yürümeye devam etti
Ardından : “Ey insanlar! Size sesleniyorum
Vakit saat doldu, ebedi bir âleme gidiyorum
Belki bu sizinle son görüşmemiz, acele edin
Beni tanıyan herkes gelip son kez dinlesin
Bir hatam olduysa, yüzüme söylesin” dedi.
Kalabalık sessizce sağa sola açılıp yol verdi
Gitti ve Ebufleya Kuyusunda sakalını yıkadı
Biri ondan üç drahmi istedi, çıkardı verdi
“Şimdi, mezara bırakmaktan daha iyi” dedi.
Herkesin, bir güvercininki gibi ışıl ışıldı gözleri
Bakıp, kendilerini hep kollayan o yüce insana,
Ağlıyordu halk; evine kadar eşlik ettiler ona
Birçoğu gözünü bile kırpmadan orada bekledi
Bütün geceyi dışarıda taşların üzerinde geçirdi
Ve ertesi sabah, günün ağardığını fark edince
“Ben artık kalkamıyorum, dedi, Ebubekir’e
Kitap’ı alıp yanına, sen kıldıracaksın namazı.”
Eşi Aişe de o sırada cemaatin arkasındaydı
Ebubekir okuyor, Muhammed ise dinliyordu
Nihayet, okuduğu ayetleri usulca bitiriyordu
O, dua ve zikrini yaparken herkes ağlıyordu
Ve, Ölüm Meleği çıka geldi akşama doğru
“İçeri girebilir miyim” diye müsaade istedi
“Gelsin” dedi. Dünyaya açtığı o ilk günkü gibi
Yine ışıl ışıl parlıyor ve gülümsüyordu gözleri,
Ve, Melek ona : “Allah seni bekliyor” dedi
Memnuniyetle, dedi. Şakakları şöyle bir titredi
Bir an aralandı dudakları ve ruhunu teslim ett

fotoblogturkey:

Milas, Muğla, Turkey - Yaşayan Kültür

Zilli

fotoblogturkey:

Milas, Muğla, Turkey - Yaşayan Kültür

Zilli

uzaktankumandan:

meczupkafasi:

Öğütlerini hayatımıza ne kadar uyguluyorsak anla ki sana verdiğimiz kıymet o nispettedir.
Ağzımızdan çıkana bakma.
Birbirini tutmayabilir.

Dışımız içimize aksetmemiştir, sözden öze giden tek bir zerre olmamıştır. Ama en üstünüyüzdür(!)

Evet en üstünüyüzdür. Ne acı değilmi?

Öğütlerini hayatımıza ne kadar uyguluyorsak anla ki sana verdiğimiz kıymet o nispettedir.
Ağzımızdan çıkana bakma.
Birbirini tutmayabilir.

Hepimize yeter bu dünyanın mucizesi. Derdimiz ne?

Ziyaretçi defterine bir iz bırakmak lazım.

Efendimiz(sav) Fırat’ın ateşi sönmez mealinde bize öğüt vermiş.
Bak aradan 1500 sene geçmiş. Hala sönmedi,sönmeyecek de.
Bu din diğer saçma salak öğretilerin dikkate alındığı kadar dikkate alınsaydı bugün bu zulüm yaşanmazdı.
Ku’ran’ı duvara asıp ,ağaç gölgesinde yatarak abâd olacağımızı sanıyoruz.
Çünkü ahmağız!
Demiyoruz ki herkes müslüman olsun, dayatmıyoruz da. Ama bari konfüçyüs, buda bilmem kimin ahlak ve sosyal hayat üzerine olan öğütlerine sığındığımız kadar İslam’ın öğütlerine kulak verelim. İnanın orada güzel ahlak,saygı, müsamaha ve sosyal hayatın nizamına dair öğütlerden başka birşey yok.
Dünyanın heryerinde adam öldürmek suç,hırsızlık suç. Tecavüz ve zulüm suç.
Başka birşey dediğimiz de yok.
Mısır’da yüzlerce insan öldürülüyor elini vicdanına koy be iİNSANOĞLU bunun için müslüman olmaya, hristiyan, solcu,sağcı, liberal olmaya gerek yok. Bir mahallede ölen köpeğin yasını tüm köpekler tutuyor. Bir karga ölünce diğerleri sürü halinde birşeyler yapıyor.
Hayvan kim? Hiçbir kutsalı olmayan insan suretindekilermi yoksa onlarmı?
Ben şahsım adıma insanlığımdan utanıyorum. Ve insan olmanın gereğinin iki kulak, burun ,eller ve kollar olmadığını biliyorum. Aynaya bakınca görünen suret şeklen insan olunca , sîretimiz de insan olmuyor.
El insaf!
Bana sorarsan insan olmanın yegane özeti nedir diye”başkaları içinde kalbinin atması” derim. Hiçbirşey yapmıyorsan bari safını belli et.
En azından mâşeri vicdanda birileri görsün ve onaylasın bu adam bu konularda hassastı diye.
Son zamanların moda söylemi”ya bizdensin, ya onlardan!”